Bu sikkenin basıldığı tarih, sikkenin ön yüzünde tasvir edilen imparator Licinius ile ortak imparatoru Büyük Konstantin [Constantine I] arasındaki ilişkilerin ciddi biçimde kötüleşmeye başladığı dönemin başlangıcına işaret etmektedir.
Licinius, 308 yılında Tetrarşi yönetimi sırasında imparator olmuş; kendisi ve Büyük Konstantin, 312 yılında imparatorluk yönetimini yalnızca iki Augustus’un hâkimiyeti altında olacak şekilde yeniden düzenlemişlerdi. Bu gelişmeye, diğer iki tetrark olan Maxentius ve Maximinus Daia’nın onlara karşı gizli bir ittifak kurması yol açmıştı. Maxentius ve Maximinus Daia, sırasıyla 312 ve 313 yıllarında, Büyük Konstantin ve Licinius tarafından savaş meydanında yenilgiye uğratıldılar. Ancak bu belirsizlik ve askerî rekabet dönemi, Tetrarşi’nin yeniden düzenlenmesiyle sona ermemişti. Aksine, yaşananlar, ileride ortaya çıkacak gelişmelerin bir ön habercisi niteliğindeydi.
Bu sikkenin Serdica’da [Sofya] basılmış olması, dikkat çekici bir ironi taşımaktadır. Zira aynı darphane, imparatorluğun bir kez daha bölücü bir iç savaş tehdidiyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, iki imparator arasındaki birlik ve dayanışmayı vurgulamak amacıyla basılan SOLI COMITI AVGG NN [İki İmparatorumuzun Yoldaşı [Gözeticisi] Olan Güneş Tanrısı Sol Invictus'a] lejantlarına sahip sikkeleri de üretmiştir.
Licinius’un, Büyük Konstantin’i devirmeyi planladığı iddia edilen bir kişiyi himaye ettiği yönündeki son derece zayıf bir gerekçeye dayanılarak savaş çıktı ve 314 yılında Licinius, Cibalae Muharebesi’nde yenilgiye uğratıldı. Licinius, Büyük Konstantin’in yerine ortak imparator olarak Valerius Valens’i geçirmeye çalışmasının ardından, 315 yılında Campus Ardiensis Muharebesi’nde bir kez daha ağır bir yenilgiye uğradı. Bunun ardından, nispeten kısa süreli bir barış dönemi yaşandı. Ancak bu dönem, 321 yılında Büyük Konstantin’in, Licinius’un 318 yılından beri sürdürdüğü seferlerin hedefi olan Sarmatları, Licinius’un kontrolü altındaki imparatorluk topraklarına doğru geri püskürtmesiyle sona erdi ve iki imparator arasındaki gerilim daha da arttı. Bu gerilim, 323 yılında Büyük Konstantin’in düşmanlarını takip ederek bir kez daha Licinius’un topraklarına girmesiyle kopma noktasına ulaştı. Bunun üzerine Licinius, aralarındaki antlaşmanın ihlal edildiğini ilan etti ve iki imparator arasında topyekûn savaş başladı.
Bir dizi muharebe yaşandı ve Licinius, hem karada hem de denizde kesin biçimde yenilgiye uğratıldı. Bu çatışmalar, 324 yılında Chrysopolis [Üsküdar] Muharebesi’nde Büyük Konstantin’in kesin zaferiyle sonuçlandı. Böylece Büyük Konstantin, imparatorluğun tek hâkimi oldu. İki rakip arasındaki farklılıklar, tercih ettikleri sembolizmde belirgin bir şekilde ortaya çıkıyordu. Constantine, askerî sancaklarında Chi-Rho (☧) sembolünü kullanarak tek tanrılı inancını öne çıkarmayı tercih ederken, bu sancak türü zamanla labarum adı verilen kendine özgü bir kategori hâline gelmiştir. Licinius ise bunun aksine, antik Roma geleneğiyle olan bağını güçlendirmiş ve hem bu örnekte olduğu gibi sikkelerinde hem de askerî sancaklarında pagan motifleri kullanmayı sürdürmüştür.
Bu sikke üzerindeki ayakta duran Jüpiter [Zeus] tasviri, Licinius'un erken dönem basımlarının tipik bir örneğidir; bu tasvir biçimi sonraki basımlarda tahtta oturan bir figür formuna evrilmiş olsa da, genel etki değişmeden kalmıştır. Licinius’un, özellikle sikkelerinde Jüpiter olmak üzere geleneksel Roma ikonografisini ısrarla kullanması, onun gerçek dinî inançlarının bir yansıması olarak değerlendirilebileceği gibi, en az bunun kadar, rakibi Büyük Konstantin ile arasındaki farklılığı açıkça ortaya koyma arzusundan da kaynaklanmış olabilir.
Roma İmparatoru I. Licinius Sikkeleri ve Dönemi hakkında detaylı bilgi ve sikke görselleri için Tıklayınız.
Licinius, 308 yılında Tetrarşi yönetimi sırasında imparator olmuş; kendisi ve Büyük Konstantin, 312 yılında imparatorluk yönetimini yalnızca iki Augustus’un hâkimiyeti altında olacak şekilde yeniden düzenlemişlerdi. Bu gelişmeye, diğer iki tetrark olan Maxentius ve Maximinus Daia’nın onlara karşı gizli bir ittifak kurması yol açmıştı. Maxentius ve Maximinus Daia, sırasıyla 312 ve 313 yıllarında, Büyük Konstantin ve Licinius tarafından savaş meydanında yenilgiye uğratıldılar. Ancak bu belirsizlik ve askerî rekabet dönemi, Tetrarşi’nin yeniden düzenlenmesiyle sona ermemişti. Aksine, yaşananlar, ileride ortaya çıkacak gelişmelerin bir ön habercisi niteliğindeydi.
Bu sikkenin Serdica’da [Sofya] basılmış olması, dikkat çekici bir ironi taşımaktadır. Zira aynı darphane, imparatorluğun bir kez daha bölücü bir iç savaş tehdidiyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, iki imparator arasındaki birlik ve dayanışmayı vurgulamak amacıyla basılan SOLI COMITI AVGG NN [İki İmparatorumuzun Yoldaşı [Gözeticisi] Olan Güneş Tanrısı Sol Invictus'a] lejantlarına sahip sikkeleri de üretmiştir.
Licinius’un, Büyük Konstantin’i devirmeyi planladığı iddia edilen bir kişiyi himaye ettiği yönündeki son derece zayıf bir gerekçeye dayanılarak savaş çıktı ve 314 yılında Licinius, Cibalae Muharebesi’nde yenilgiye uğratıldı. Licinius, Büyük Konstantin’in yerine ortak imparator olarak Valerius Valens’i geçirmeye çalışmasının ardından, 315 yılında Campus Ardiensis Muharebesi’nde bir kez daha ağır bir yenilgiye uğradı. Bunun ardından, nispeten kısa süreli bir barış dönemi yaşandı. Ancak bu dönem, 321 yılında Büyük Konstantin’in, Licinius’un 318 yılından beri sürdürdüğü seferlerin hedefi olan Sarmatları, Licinius’un kontrolü altındaki imparatorluk topraklarına doğru geri püskürtmesiyle sona erdi ve iki imparator arasındaki gerilim daha da arttı. Bu gerilim, 323 yılında Büyük Konstantin’in düşmanlarını takip ederek bir kez daha Licinius’un topraklarına girmesiyle kopma noktasına ulaştı. Bunun üzerine Licinius, aralarındaki antlaşmanın ihlal edildiğini ilan etti ve iki imparator arasında topyekûn savaş başladı.
Bir dizi muharebe yaşandı ve Licinius, hem karada hem de denizde kesin biçimde yenilgiye uğratıldı. Bu çatışmalar, 324 yılında Chrysopolis [Üsküdar] Muharebesi’nde Büyük Konstantin’in kesin zaferiyle sonuçlandı. Böylece Büyük Konstantin, imparatorluğun tek hâkimi oldu. İki rakip arasındaki farklılıklar, tercih ettikleri sembolizmde belirgin bir şekilde ortaya çıkıyordu. Constantine, askerî sancaklarında Chi-Rho (☧) sembolünü kullanarak tek tanrılı inancını öne çıkarmayı tercih ederken, bu sancak türü zamanla labarum adı verilen kendine özgü bir kategori hâline gelmiştir. Licinius ise bunun aksine, antik Roma geleneğiyle olan bağını güçlendirmiş ve hem bu örnekte olduğu gibi sikkelerinde hem de askerî sancaklarında pagan motifleri kullanmayı sürdürmüştür.
Bu sikke üzerindeki ayakta duran Jüpiter [Zeus] tasviri, Licinius'un erken dönem basımlarının tipik bir örneğidir; bu tasvir biçimi sonraki basımlarda tahtta oturan bir figür formuna evrilmiş olsa da, genel etki değişmeden kalmıştır. Licinius’un, özellikle sikkelerinde Jüpiter olmak üzere geleneksel Roma ikonografisini ısrarla kullanması, onun gerçek dinî inançlarının bir yansıması olarak değerlendirilebileceği gibi, en az bunun kadar, rakibi Büyük Konstantin ile arasındaki farklılığı açıkça ortaya koyma arzusundan da kaynaklanmış olabilir.
Roma İmparatoru I. Licinius Sikkeleri ve Dönemi hakkında detaylı bilgi ve sikke görselleri için Tıklayınız.